Bayram sonrası hep aynı hikaye
Bayram sonrası hep aynı hikaye… Coğrafya değişiyor, insan davranışı değişmiyor!
19–22 Mart Bayram tatili arasında, basına yansıyan haberlere göre 47 kişi hayatını kaybetmiş, 450 kişi yaralanmış. Türkiye’nin bayram trafiği bilançosu, Avrupa’nın Noel ve Paskalya dönemlerinde yaşadığı tabloyla şaşırtıcı benzerlikler taşıyor.
“İçişleri Bakanlığı, dört günlük Ramazan Bayramı tatilinin trafik verilerini paylaştı. Ülke genelinde meydana gelen 2.753 kazada 31 vatandaş hayatını kaybederken, ölümlü çarpışma oranlarında geçmiş yıllara oranla %39,5’lik dikkat çekici bir düşüş kaydedildi.” Basına yansıyan haberlerde hastanede meydana gelen can kayıpları da yer aldığı için basına yansıyan sayı daha yüksek.
Bayram sevinci yine yollarda yarım kaldı
Her bayram aynı cümleyi kuruyoruz:
“Keşke bu sevinç, yollarda acıya dönüşmese.”
Ama yine dönüştü. Arife günü başlayan ve bayramın son gününe kadar süren dört günlük süreçte basına yansıyan haberlere göre canı kaybettik, 450 kişi de yaralandı. Bu rakamlar, sadece bir istatistik değil; bir ülkenin ortak acısı, birden fazla evin sessizliğe gömülmesi demek.
Türkiye’de bayram trafiği artık neredeyse bir gelenek gibi. Ne yazık ki, bayramın gelişini takvimden önce trafik haberlerinden anlıyoruz.
Avrupa’da Noel, bizde Bayram: Aynı yolculuk psikolojisi
Bu tablo yalnızca bize özgü değil. Avrupa Birliği ülkelerinde de Noel ve Paskalya tatilleri, yılın en riskli dönemleri arasında. AB Komisyonu’nun raporları, tatil dönemlerinde trafik hacminin arttığını ve ölümcül kazalarda belirgin yükselişler yaşandığını gösteriyor.
Kültürler farklı, yollar farklı, hatta hava koşulları bile farklı.
Ama insan davranışı aynı.
• Aile ziyaretine yetişme telaşı
• Uzun yol yorgunluğu
• Kırsal yollara yönelme
• “Bir an önce varma” baskısı
Avrupa’da ölümlü çarpışmaların %52’si kırsal yollarda yaşanıyor. Bizde de bayramda en çok kaybı yine şehirler arası yollarda veriyoruz.
Sorun yol değil, yolculuk kültürü
Türkiye’de yıllardır aynı soruyu soruyoruz:
“Bu kadar denetim, bu kadar uyarı varken neden hâlâ bu kadar kayıp veriyoruz?”
Belki de cevabı yanlış yerde arıyoruz.
Sorun sadece yolun kalitesi, aracın durumu ya da denetimin sıklığı değil.
Sorun, yolculuğa yüklediğimiz anlamda.
Bayramda yola çıkan herkesin zihninde aynı cümle var:
“Yetişmem lazım.”
Bu cümle, direksiyon başında hız limitini de mola ihtiyacını da, dikkat dağınıklığını da gölgede bırakıyor. Avrupa’da da benzer bir psikoloji var. Noel’de herkes aile sofrasına yetişmek istiyor. Paskalya tatilinde herkes şehir dışına çıkıyor. İnsan davranışı değişmeyince, coğrafya da kaderi değiştiremiyor.
Bir bayram daha bitti ama ders hala alınmadı
Bu yıl 47 canı kaybettik.
Her biri bir evin ışığıydı.
Her bayram sonrası aynı cümleyi tekrar ediyoruz,
“Bu son olsun.”
Ama “son” olması için önce davranışın değişmesi gerekiyor.
Direksiyon başında sabır, yolda saygı, molada nefes, hızda ölçü…
Bunlar olmadan hiçbir ülke, hiçbir tatil, hiçbir bayram güvenli geçmiyor.
Son Söz
Bayramlar sevinç içindir, yas değil.
Ama her yıl aynı acıyı yaşıyorsak, artık kendimize şu soruyu sormalıyız:
“Biz bu yolculuğu neden bu kadar tehlikeli hale getiriyoruz?”
Belki de çözüm, direksiyon başına oturduğumuz anda başlıyor.
Belki de en büyük değişim, en küçük davranışta gizli.
Ve belki bir gün…
Gerçekten “Bu bayramda kimse ölmedi” diyebiliriz.
O güne kadar her kayıp hepimizin kaybı.
